Kendisini koruyamayan ordu Türkiye'yi nasıl korusun?

Gönderen Adsız | Siyasi Konular | Salı 27 Ekim 2009 16:30

Kendisini koruyamayan ordu Türkiye’yi nasıl korusun?

Türk ordusunun komuta merkezi, genelkurmaydır. Ordunun en gizli sırları buradadır.
İşte tam burası, komuta kademesinin kalbi; ordu düşmanları tarafınrdan ele geçirilmiştir. Bu ele geçirmeyi; yönetimi ele alma gibi düşünmeyiniz. Genelkurmay’da olan her şeyi, eğer ordunun ve Türkiye’nin düşmanları öğreniyorlarsa, orada yazılan en gizli belge kolayca ele geçiriliyor ve kamuoyuna açıklanabiliyorsa; bu genelkurmay, ele geçirlimiş, daha doğrusu işgal edilmiş bir genelkurmaydır.
Şu Albay Dursun Çiçek’e atfedilen Fethullahçılarla mücadele içerikli belgenin ele geçirilmesi; bu işgalin en açık göstergesidir. Daha önce de Kuzey Irak’taki PKK operasyonları ile ilgili görüntüler, insansız uçaklardan alınmış; Taraf adlı malum gazeteye sızdırılmıştı. Türk ordusu ile mücadele etmek için kurulduğu açık olan ve başında sermaye solcusu bir ahlaksızın bulunduğu bu gazeteye sızdırılan belgeler; genelkurmayın; daha doğrusu Türk ordusunun artık yolgeçen hanına çevrildiğini gösteriyor.
Gerçeği artık görelim: Türk ordusu; kendi sırlarını saklayamaz duruma getirildi.
Bu ordunun yapacağı her operasyonu, yabancı güçler; ordu içine yerleştirilen ajanları ile kolayca öğreniyor. Bu ajanların üzerinde de Türk subayı elbisesi olduğu anlaşılıyor.
Şimdi soruyorum: Sayın Genelkurmay Başkanı; gidip film izleyeceğinize neden yönettiğiniz kurum içindeki casusları bulup çıkartmıyorsunuz?

AÇILIM TIKANINCA YENİDEN PİYASADA
Albay Dursun Çiçek’le ilişkilendirilen malum belgenin önce fotokopisi Taraf gazetesine sızdırıldı. Bu belge üzerinden kamuoyu kışkırtıldı.
Sonra Kürt açılımı başlatıldı. Bu açılıma vatandaş şiddetli tepki gösterince Başbakan Erdoğan frene basmak zorunda kaldı. İşte tam bu anda; Dursun Çiçek’le ilişkilendirilen belge yeniden gündeme getirildi. Böylece de açılım sancısı gizlenmek istendi.
Dikkat ediniz: Belge yargıya verilmiyor, basına servis ediliyor. Yani; amaç, Türk ordusu hakkında halkı kötü düşünmeye itmek. Gerçeği görelim: Türk ordusunu, başına vurulmuş tavuğa çevirmek için Fethullahçı-ABD’ci çetenin yürüttüğü saldırı sürüyor.
Genelkurmay Başbakın Org. Başbuğ, ‘Yok böyle bir şey!’ diyor ama Fethullahçı çetenin adamları, ‘Aslı elimizde!’ diye karşılık veriyor.
O aslı siz kimden, nasıl aldınız?
Aslıdır dediğiniz belgeyi de büyük bir ihtimalle Çiçek’in bilgisayarına girip kendiniz doldurdunuz.
Bu çağda, genelkurmayda görevli bir subayın, tutup da ‘Fethullahçılarla mücadele etmek için onların bulunduğu yerlere silah konulacak.’ diye yazmasına kimse inanmaz. İnanan ya aptaldır ya da orduyu karalamaya çalışan ekiptendir.
Üstelik, Fethullahçı ekibin, Türkiye’yi ele geçirmek için eğitimi, ticareti ve siyaseti kullandığını bilmeyen yok. Onları silahlı militanlar gibi göstermeye kalkışmak da avanaklıktır. Dursun Çiçek genelkurmayda görevlendirilmiş bir albay olarak bunları bilmeyecek kadar bön olabilir mi?
Bir albayın tek başına böyle bir plan yapması, bunu resmi belge haline getirmesi de mümkün değildir. Sanıyorum ki Genelkurmay’ı işgal etmiş casuslar tarafından Dursun Çiçek’in bilgisayarı kullanılarak böyle bir belge yaratıldı. Ve bu sahte belge; önce kopya olarak sonra da asıl çıktı olarak hükümet yandaşı Fethullahçı basına sızdırıldı. Ordu; düşman güçlerin cirit attığı bir tarla haline getirilmiş. Fethullah’ın askerleri; cumhuriyetin askerlerini kıstırmış durumdalar.
Bu saldırı karşısında ordunun başındakiler çaresizler. Komutanlar; birbirlerine bakıp boyunlarını bükmekle yetiniyorlar.
Şimdi yeniden soruyorum: Kendi iç güvenliğini koruyamayan şu ordu, yarın öbür gün Türkiye’nin güvenliği gündeme geldiğinde ne yapar? Ordunun içine sızmış işbirlikçi casusların sızdıracakları bilgilerle ordumuz kolayca etkisizleştirilemez mi?
İşte o yüzden diyorum: TSK; önce genelkurmaydan başlamak üzere elden geçirilmeli; casuslardan temizlenmelidir.
***
Sadece casusları temizlemek yetmez. Ordu içinde kafasına göre takılmak isteyen bazı tipler var ise onlar da bu kurumdan uzaklaştırılmalıdır. Üç önemli olayı yaşamış bir yazar olarak açıkça söylüyorum ki, askerin yaptığı her darbe, Atatürk devrimlerine karşı olmuştur. Cumhuriyeti ve rejimi korumak adına yapılan darbelerle gericiliğin önü açılmış ve bugünkü yaşadığımız sorunlar ortaya çıkmıştır.
Asker; kenarda dursun; asker gibi davranmaya baksın, yeter.

Devrimci aydın’ Talat Turhan 85 yaşında

Gönderen Adsız | Genel Haberler | Salı 27 Ekim 2009 16:26

Devrimci aydın’ Talat Turhan 85 yaşında

27 Mayıs devrimine binbaşı olarak katılan, Talat Aydemir’in 22 Şubat ve 21 Mayıs’taki ihtilal girişimlerini destekleyen, 1964 yılında subaylar arasında kurduğu ‘Genç Kemalistler Ordusu’ adlı gizli örgütlenmesi ortaya çıktığında kurmay yarbay iken emekliye sevk edilen Talat Turhan’ı yeni nesil ne kadar tanıyor?

Turhan, 1944 yılında Harp Okulu’nu sekizincilikle, Harp Akademisi’ni de birincilikle bitiriyor.

Topçu sınıfının en başarılı subayı oluyor, Kore’de görev yapıyor. Üstleri tarafından hep takdir ediliyor ve ‘geleceğin genelkurmay başkanı’ olarak görülüyor.

Atatürk devrimciliğinden hiç uzak durmuyor. Devrimci duruşu yüzünden ordu içindeki ‘Amerikancı subayların’ hep hedefi oluyor.

Talat Aydemir’in 1963’teki ihtilal girişimini desteklediği için MSB Özel Kalem Müdürü iken Afyon’a sürülüyor; Burada ‘Genç Kemalistler Ordusu’ isimli bir gizli subay örgütlenmesine girişiyor.

Dağıttıkları bildiriler ortaya çıkınca, 1964’te emekliye sevk ediliyor.

Başarılı bir kurmay subayken devrimci düşünceleri yüzünden tasfiye edilirken, TSK’da 20 yıllık hizmet süresinden sonra bu kez bir ‘devrimci aydın’ olarak mücadeleye devam ediyor. 12 Mart’tan sonra tutuklananlardan biri de Talat Turhan oluyor. Henüz Boğaz Köprüsü yapılmamışken, yapıldığında bomba ile imha etmeyi planlamak iddiasıyla yargılanıyor.

Erenköy’deki ünlü Ziverbey Köşkü’nde, ‘Madanoğlu cuntası’ davasından yargılanan İlhan Selçuk, Doğan Avcıoğlu ve Celil Gürkan’la birlikte işkence görüyor.

İki yıl cezaevinde yatıyor Talat Turhan… Bu arada 1974’te Ecevit hükümeti af kanunu çıkarıyor. Talat Turhan, bunun üzerine “Affı kabul etmiyorum, affedilecek bir şey yapmadım; ya beraat ettirin ya da asın” diye dilekçe veriyor. Ama sonunda davası düştüğünden salıveriliyor.

‘İYİ ASKER İYİ DEVRİMCİ’

Artık anıya dönüşen bu gerçekleri neden yazıyoruz?

Talat Turhan’ın önceki gün 85. doğum günü dolayısıyla ‘Türk Solu Dergisi’nin Taksim’deki merkezinde bir etkinlik vardı. ‘Talat Turhan’a Saygı Günü’ başlığını taşıyan etkinlikte “İyi asker, iyi devrimci” belgeseli ile Turhan’ın askerlikte geçen 20 yılı ve daha sonraki 45 yıllık (1964-2009) ‘devrimci aydın’ olarak yaşadıkları anlatıldı.

ERGENEKON VE ‘BOMBA DAVASI’

Kendisini dinlemeye gelen gençler ve bir elin parmakları kadar kalan asker arkadaşlarına hitap ederken, Ergenekon davasına da göndermelerde bulundu.

“Bomba davası ile yaşadıklarının benzerlerinin bugün Silivri’deki davada devam ettiğini” söyledi. “Bugün yaşananları anlamak ve faşizmin kontrgerilla taktiklerini öğrenmek isteyenler, ‘Bomba Davası’nı okumalıdırlar.”

Kaç tür subay vardır

TALAT Turhan’ın konuşmasından bazı satır başları:

Askerlerin benimle uğraşmasını aklım mantığım almıyor. Benim amacım, Atatürkçülük devrimciliği konusunda halkı aydınlatmaktır… Bir asker olarak dik ve onurlu duruşumu büyük fedakârlıkla devam ettiriyorum.

Yargıç olan babam Diyarbakır’da görev yaptığı için bazıları ‘Kürt Talat’ lakabını takmışlardı. Baba tarafından Rize Çayeli, anne tarafımdan Elazığ’da 1640’lara varan şeceremi ortaya çıkarttım ve Kürtlükle alakam olmadığını kanıtladım.

Türkiye’de MİT’in, CIA’in emrinde olduğunu ta 1973’te bomba davasından beri söylüyorum. Türkiye’de kurumlar arasındaki ilişki yanlış kuruluyor. MİT, polise emrediyor, aslında olmaz.

Mustafa Kemal, kendisinden önceki ‘sözde’ devrimci ve demokrat akımlarla ve İttihat Terakki ile bağını keserek, antiemperyalist devrimci örgütlenmesine girişti. Gerektiğinde askerlikten de istifa etti. Buna karşı yine de Türkiye’yi kurtaran komutan olarak tarihe geçti. Atatürk olmasaydı Türkiye’miz olmazdı. Mustafa Kemal’in içinden çıkan Türk Ordusu devrimci olmayacak da kim olacaktı.

1960 ihtilalinde, gerici iktidarı deviren ordunun üst kademesi değil, genç subaylardı. Ne yazık ki, 27 Mayıs’ta iki uç çıktı; biri kendisini halk hareketi ile birleştiren ‘devrimci subaylar’ grubu, diğeri de mevki ve makam hırsı içindeki ‘Amerikancı subaylar’. Ama birileri mevki peşinde koşup, devrimcilikten uzak durdukça gericiler de mesafe almaya başladılar. 1950’li yıllardan beri gelişen karşı devrim hareketi, göstere göstere geldi; hiç acele etmediler, tavizler kopara kopara geldiler… Atatürk’ün mirasını çiğneye çiğneye geldiler. Önce belediyeler alındı, sonra hükümet ve sonunda da Cumhurbaşkanlığı…

İşkence gördüğü köşkü Mumcu ile buldu

TURHAN’ı tanımak için eylem ve söylemlerini de özetlemek gerekiyor:

1986 yılında Uğur Mumcu ile birlikte Ziverbey İşkence Köşkü’nü ortaya çıkarttı.

Bomba davasında, ‘kontrgerilla’ terimini Türkiye’de ilk kez telaffuz etti.

‘Derin devleti’ ortaya çıkaran çalışmalarını kitaplarıyla kamuoyuna sundu; MİT, CIA bağlantısını ortaya koyan isim oldu.

Türkiye’deki kontrgerilla faaliyetlerinin esasının yer aldığı bir Amerikan belgesini de ortaya çıkardı. ‘FM 31-16’ isimli ‘Kontrgerilla Operasyonları’ başlıklı bu talimnameyi bularak kitaplarında yayınladı.

12 Mart’ın 1. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanı Faik Türün’ün işkencelerden sorumlu olduğunu 12 Mart koşullarında cesurca söyledi.

Başkomutanımızdır

TÜRK Solu Başyazarı Gökçe Fırat, Emekli Amiral Vedii Bilget, Güngör Türkeli, Bozkurt Nuhoğlu, Numan Esin ve kızı Feza Tosun, izleyicilere Talat Turhan’ı anlattılar. Bunlar arasında en ilginçi Vedii Bilget’in Talat Turhan için “Atatürk’ün aydınlatma yolunu bize gösterdiği için O bizim başkomutanımızdı” demesi ve “Askerler bugün niye susuyorlar?” diye sormasıydı.

Hükümet Frene Bastı

Gönderen Adsız | Gündem Haberleri | Pazar 25 Ekim 2009 13:27

CHP lideri Baykal, PKK’lıların yurda dönüşüne halkın tepkisi karşısında hükümetin frene bastığını söyledi
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, PKK’lı bir grup teröristin gelişinin ertelenmesiyle ilgili, ”Kendi aralarında bir ihtilaf çıkmış değildir. Her iki taraf da ne istediğini, ne vereceğini bilmiştir. Tavizlerde bir sıkıntı yoktur. Daha ilk adımda bunun halk tarafından nasıl bir tepki yarattığını görmüşler, iktidar bunu sürdüremeyeceğini anlamaya başlamış ve frene basmıştır” dedi.

Baykal, merkez Döşemealtı ilçesindeki yağlı güreşlerini izlemek üzere geldiği Antalya’da, havalimanında basın mensuplarının PKK’lı bir grup teröristin gelişinin ertelenmesiyle ilgili sorularını yanıtladı. ”Bu, uzun süreden beri büyük bir iddiayla yürütülmekte olan bir politikanın tıkandığının ortaya çıkmasıdır” görüşünü savunan Baykal, gelinen noktada artık iktidarın açılım politikasını daha ileri taşıma imkanını bulamadığını ileri sürdü.

Baykal, sözlerine şöyle devam etti: ”Burada sorulması gereken soru, ‘Acaba ne olmuştur da, bir sıkıntı ortaya çıkmıştır? Taraflar kendi aralarında uzlaşamamışlar, anlaşamamışlar, bir mutabakat sağlanamamış ya da varılan mutabakat uygulanamamış ondan mı olmuştur?’ Bunun anlaşılması büyük önem taşıyor. Şu çok açıktır ki, taraflar arasında bir uzlaşma sıkıntısı yoktur. Ne yapacaklarına birlikte karar vermişlerdir. Birlikte bir eylem planı hazırlamışlardır. Bunu uygulamaya gayret etmektedirler, ama bu eylem planının daha ilk adımında ortaya çıkan toplum tepkisi, halk tepkisi, millet tepkisi, sokak tepkisi anlaşılan programın uygulanamayacağını ortaya koymuştur.

Kendi aralarında bir ihtilaf çıkmış değildir. Her iki taraf ne istediğini, ne vereceğini bilmiştir. Tavizlerde bir sıkıntı yoktur. ‘Bu yeterli değil, biz bunu kabul etmiyoruz’ tartışması değildir bu… Anlaşmışlardır. Anlaştıkları programı uygulamaya kalkmışlardır. Daha ilk adımda bunun halk tarafından nasıl bir tepki yarattığını görmüşler, iktidar bunu sürdüremeyeceğini anlamaya başlamış ve frene basmıştır. Şimdi bu bir sürpriz midir? Böyle bir noktaya gelinmiş olması şaşırtıcı mıdır? Kesinlikle değil.”

”MİLLETİMİZ GÖZÜYLE DÜŞÜNÜR”

Deniz Baykal, yapılan yanlışlıkların temelinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, PKK terörünü reddetmeyen DTP ile müzakere kararı almasıyla atıldığını iddia ederek, ”Bugün gelinen nokta, bu yanlışın bizi taşıdığı noktadır. ‘Efendim, işte şov yaptılar, şark kurnazlığı yaptılar’, bunların hepsi boş laftır. İşin özü yanlıştır. İşin özünün yanlış olduğunu milletimiz anlamıştır. Biz zaten bunu anlatmaya çalışıyorduk, ama insanlar ‘acaba’ diye belki biraz daha iyi niyetle bakıyordu. Bizim milletimiz gözüyle düşünür. Manzarayı görmüştür ve kararını almıştır” diye konuştu.

Bir gazetecinin, ”Hükümet buna uymuş mudur?’ sorusuna da Baykal, ”Hükümet de buna teslim olmak zorunda kalmıştır. Devam ederse kendisi bilir. Devam edemez. Artık bu sürdürülebilir bir iş değildir” yanıtını verdi.

”AİLELER ÇÖKMÜŞ DURUMDA…”

CHP Lideri Deniz Baykal, ”Hükümet gözünü PKK’ya dikmeyecek. Hükümet gözünü İmralı’ya dikmeyecek. Hükümet gözünü Kandil’e dikmeyecek. Hükümet gözünü Güneydoğu Anadolu’ya, orada yaşayan Kürt kökenli milyonlarca vatandaşımıza dikecek. Bu vatandaşlarımız hiçbir zaman terörü destekleyen insanlar değil. PKK’ya destek veren insanlar değil. Onlar barış istiyorlar. Kanunların işlediğini görmek istiyorlar” görüşlerini ifade etti.

Baykal, vatandaşın ihtiyacının ortada olduğunu, halkın iş istediğini dile getirerek, şu iddialarda bulundu:

”Orada olağanüstü korkunç bir işsizlik yaşanıyor. Aileler çökmüş durumdadır. Kalabalık aileler 11 çocuk, işsiz bir baba… Böyle bir tablonun içerisinden elbette terör yetişir. Buna engel olmak, ailelere iş vermek lazımdır. Güneydoğu’ya iş vermek lazım. ‘Güneydoğu’ya iş vermek için de özel sektöre teşvik vereceğiz. Onlar gelsinler, yatırım yapsınlar. Ben de onlara teşvik vereceğim’ demek yetmez. Bu yaşandı, görüldü. Teşvik yolsuzlukları besliyor. Devlet girecek, orada yatırım yapacaktır. Türkiye’nin ilk dönemlerinde, bütün ülkede izlenen politika gibi Güneydoğu’da bir yatırım, kalkınma, istidam politikası izlenecektir.”

BÖLGENİN İHTİYAÇLARININ KARŞILANMASI

Baykal, bölge halkına iş imkanı sağlamanın yanı sıra çocuk ve gençlerin eğitim olanaklarının da bir an önce geliştirilmesi gerektiğini vurgulayarak, ”eğitim kalitesiyle bölgedeki çocukların gelecekte Türkiye’yi yönetebilir hale getirilmesi gerektiğini” söyledi.

Deniz Baykal, bölgenin ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik önerilerini şöyle sıraladı: ”Türkiye’nin en iyi okullarını Güneydoğu’ya taşıyacaksınız. Güneydoğu’daki insanların dışlanmışlık duygusunu yeneceksiniz. Onların Türkiye’nin bir parçası olduklarını hissetmeleri için gerekli anlayışı, ilgiyi vereceksiniz. Bir büyük yeni program uygulanacak. Bu programın hedefi halk olacak. Halkın gerçek gündemi olacak. Gerçek ihtiyaçları olacak. Olması gereken halka yönelmek, halka sahip çıkmaktır. Halka sahip çıkarsanız, PKK’yı tecrit edersiniz.”

Hükümetin bunların yerine tam tersini yaptığını ifade eden Baykal, sözlerini şu görüşleri dile getirdi: ”Dışarıdan önlerine getirilen politikayı uyguladılar. Şimdi onun ne anlama geldiğini vatandaşımız gördü. Milletin evladını şehit edenler bir kahraman gibi gelip sınırda bütün devlet teşkilatı tarafından selamlanıyor, karşılanıyor, aklanıyor, elini kolunu sallayarak geçiyor. Bu yanlış. 25 yıl mücadele ediyorsun, şimdi Türkiye bütün müsteşarlarıyla, devlet yönetimiyle bunu karşılıyor. Mahkemeler, savcılar yarış yapıyor tahliye etmek için. Artık bu tıkanmıştır. Sürdürülmesinin yanlış olduğu görülmeye başlanmıştır. Umut ediyorum Hükümet de görecektir.

CHP başından beri bunu söylüyor. Yazdığım mektupta da bunu anlattım. Bu konulardaki ısrarımızın ne kadar haklı olduğu, yaşadığımız olaylarla kanıtlanmıştır. Bizim de görüşmeyerek, daha doğrusu televizyonların kayda alması şartına bağlayarak ne kadar doğru davrandığımız açıkça ortadır. Hiç kimse bugün CHP’yi suçlama imkanına sahip değildir. Bizimle görüşmüş olsaydı, biz bunu anlatacaktık. Bunu göze alamadılar. Doğru bir politika götürdük. Kurgu yanlıştır. Yapılan yanlış milletten dönmüştür.”

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, daha sonra partililerle birlikte geldiği restoranda, Konyaaltı İlçe Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in doğum gününü kutladı. Baykal, doğum günü pastası kesen 48 yaşındaki Böcek’e başarılarının devamını diledi.

Ulusal Onurumuz Zedelendi

Gönderen Adsız | Genel Haberler | Pazar 25 Ekim 2009 13:23

Sabih Kanadoğlu, teslim olan PKK’lıların yargılanma şeklini eleştirdi.
Türkiye’nin ulusal onuruyla oynandığını söyleyen Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, “Türkiye’de yargı bağımsız olsaydı, hangi güç çadır mahkemesi halinde sınır kapısında mahkeme kurmaya müsaade ederdi? Çadır mahkemesi Türk yargısının felaketi olmuştur” dedi.

Adana CUMOK’un sekreteryasında Biz Kaç Kişiyiz, Eğitim İş, ÇYDD (Adana-Çukurova şubeleri) ve Eğit-Der’in ortaklaşa düzenlediği “Çukurova Aydınlanma Toplantıları” kapsamında, “Çağdaş Demokrasi İlkeleri” konulu konferans veren Kanadoğlu’na yurttaşlar büyük ilgi gösterdi. Alkışlarla karşılanan Kanadoğlu’nun neredeyse her cümlesi alkışlarla kesildi. Anakent Belediyesi Tiyatro Salonu’nda gerçekleştirilen konferansta ulusların onurlarıyla yaşadığına dikkat çeken Kanadoğlu, son günlerde Türkiye’nin ulusal onuruyla oynandığını belirtirken Avrupa Birliği 2009 İlerleme Raporu’na atıfta bulunarak “Akılsız isteklerde bulunanlar ve işbirlikçileri unutmasın ki, Atatürk bu devletin kurucusu ve ulusal kahramanıdır. Atatürk bu ulusun Ata’sıdır” dedi. Kanadoğlu’nun bu sözleri uzun süre ayakta alkışlandı.

Bağımsız olmayan yargının siyasallaşacağına vurgu yapan Kanadoğlu, şöyle konuştu: “Türkiye’de yargı bağımsız olsaydı, hangi güç çadır mahkemesi halinde sınır kapısında mahkeme kurmaya müsaade ederdi? Çadır mahkemesi Türk yargısının felaketi olmuştur. Yargının nasıl siyasallaştığı sorusuna verilecek yanıt bu son örnektir. Mahkeme yargılama yapılması için kurulur. Olayın sanıkları adliyeye götürülür. Sanıkların önüne hâkim gitmez. Çadır mahkemeleri ulusal onurumuzu zedeleyen bir olaydır.”

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın gerek görmesi halinde AKP’ye yeniden kapatma davası açabileceğini belirten Kanadoğlu, halkın sesinin seçimde ‘sille’ olarak çıkacağını duyurdu. Anayasa’nın değiştirilemez maddelerinin olduğunu ve gidilmek istenen yolun ‘dinci dikta’ olduğunu söyleyen Kanadoğlu, darbelere karşı olduğunu, bu durumu ancak yurttaşların engelleyeceğini kaydetti.

Atatürk'ü korumayı bırakın!

Gönderen Adsız | Gündem Haberleri | Çarşamba 14 Ekim 2009 15:25

Avrupa Birliği Komisyonu Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun kaldırılmasını istedi.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, yarın açıklayacağı İlerleme Raporu’nda Türkiye’de ifade özgürlüğünü kısıtlayan birçok yasal düzenleme bulunduğunu bildirecek.

İlerleme Raporu taslağında, “Türkiye’deki yasaların ifade özgürlüğü için yeterli güvence sağlayamadığı ve bunun sonucunda, savcı ve yargıçların genelde kısıtlayıcı yorumları tercih ettikleri” dile getiriliyor. Taslak metinde, ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasalar arasında Atatürk’ü Koruma Kanunu da anılıyor.

Yapılan değişikliğe rağmen Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 301’inci maddesine dayanılarak hala soruşturma ve yargılamaların devam ettiği aktarılan raporda, TCK’da ifade özgürlüğünü kısıtlayan diğer maddeler arasında namus suçları, (125’ten 131’e kadar) kamu düzeni, (214,216, 217, 218, 220) devletin güvenliği (312, 314) ve müstehcenlik (226) sayılıyor.

Taslak AB belgesinde, “Bunlara ilaveten, halkı askerlikten soğutmayı düzenleyen TCK’nin 318’nci maddesi yanında Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun ve Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında kanuna dayanılarak yargılamalar ve mahkumiyetler devam etmektedir. Bu yasal belirsizlik nedeniyle gazeteciler, yazarlar, yayıncılar, siyasetçiler, akademisyenler ve diğerleri soruşturulma, kovuşturulma, yargılanma, mahkumiyet ve hapsedilme riski altındadırlar ve bu nedenle otosansür yapmak zorunda kalabilirler” deniliyor.

Raporda, yasal kısıtlamalara rağmen basında “Kürt sorunu, azınlık hakları, ordunun rolü ve Atatürk’ün mirası gibi Türk kamuoyunda hassas kabul edilen birçok konuda yoğun tartışmalar yaşandığı” ve “200 Türk aydını” tarafından 1915 olaylarıyla ilgili özür için başlatılan sanal imza kampanyasına 30 bine yakın katılım olduğu ve devamında geniş bir tartışma başladığı hatırlatılıyor.

Yeni bilişim suçları yasası çıkmış o yüzden aklımdan geçenleri bip şeklinde özetliyorum. Ulan itoğlu itler her haltı yediniz de bir Atatürk mü kaldı? Hayda bre efeler kim tutar sizi…

SONRAKİ SAYFA »